26 Ağustos 2010 Perşembe
umut
geçen gün gittiğim büyük marketlerden birinde 100 tl lik alışveriş yapana araba çekilişine kazanma hakkı veriliyormuş. kırmızı bir pejo (yazılışa takılmayın lütfen). bankta otururken yandaki çiftin hararetli konuşması dikkatimi çekti. aslında adam pek hevesli gibi değildi ama kadın heyecandan ne yapacağını şaşırmış gibiydi , heyecanının sebebi ise araba çekilişine katılma hakkı kazanması , sanırsınız kazanmış arabayı :) telefon üstüne telefon eşe dosta . arabayı da tarif ediyor önünde penguen resmi olan arabadan ! neyse birkaç telefonla eşe dosta haber verdi . onun bu neşesine hayran kaldım , umuduna , saflığına belki de ! o an farkettim ne kadar alışmışım herşeyimin varlığına mutlu olmayı bile unutmuşum . bu kadın bana öyle çok şey anlattı ki ! cebimde ki anahtardan utandım , bir ihtimalle bile bu kadar mutlu olabilen insanlar vardı ve biyerlerde evet umut fakirin ekmeğiydi !
17 Ağustos 2010 Salı

7.4 şiddetinde bir deprem , deniz kumundan yapılan evler , beşik gibi sallanan şehirler ve hayata en zor şartlarda veda etmek zorunda kalan binlerce insan...ölümleri düşünüyorum , enkaz altında kalan insnaları , bu nasıl bi acıdır , ölümü beklemek usul usul ! allah rahmet eylesin , içi yana yakınlarına sabır diliyorum . bazı acılar zamanla bile unutulmuyor , ölüm acısı mesela hele ki böylesi... önlem önlem diye bağıran bilirkişiler ve kulakları sağır yetkililer... bir felaketten bile prim yapmaya çalışan insanlar,şuursuzlar! belki aynı felaket bizi de yakalayacak bugün yarın .
bazı acılar için zaman bile çare olamıyor ... enkaz altında kalmak,çoluk çocuk,beklemek,beklemek,beklemek...topraktan gelip toprağa gitmek...
unutmadık sizi ... ve sizi !!!
5 Ağustos 2010 Perşembe
çıkış yok...
hiçbir şey yapmaya gücüm yok,yazmaya,yaşamaya...tükendiğimi anlıyorum gün geçtikçe , bittiğimi...en çok benim olan yere ait olmadığımı hissediyorum,mutsuzluğumu düşünüyorum uzun uzun,yaptıklarımı,yaptıklarını,yapamadıklarımızı en çokta! çok kötü bi oyunun ortasında buluveriyorum kendimi , yalandan sevmeler ,sevilmeler,yalandan sevişmeler...oysa çıkmaz sokaktayız ve çıkış yok . farkındayız,oyalanıyoruz. çok koyuyor,kanıma dokunuyor ,gurursuz ,onursuz ve şerefsizim önde gideni oluyorum durdukça , gitmeye de gönlüm razı gelmiyor,kördüğümle bağlıyım sanki!
anlıyorum,yaşayacak güzel günlerimiz yok seninle , olmayacakta kuvvetli muhtemel,biliyoruz...gittiği yere kadar diyoruz içimizden ama sabrımızda yok...iki kuduz köpek gibiyiz sürekli havlayan,ısıran,korku salan! o bilidğimiz sona doğru gidiyoruz , tut elimi desem tutmazsın,öyle de umursamazsın...geriye ne kalacak senden, benden...mutsuz geçen koskoca bir ömür ...
anlıyorum,yaşayacak güzel günlerimiz yok seninle , olmayacakta kuvvetli muhtemel,biliyoruz...gittiği yere kadar diyoruz içimizden ama sabrımızda yok...iki kuduz köpek gibiyiz sürekli havlayan,ısıran,korku salan! o bilidğimiz sona doğru gidiyoruz , tut elimi desem tutmazsın,öyle de umursamazsın...geriye ne kalacak senden, benden...mutsuz geçen koskoca bir ömür ...
2 Ağustos 2010 Pazartesi
!!!
bazı şeyler karşılıksız verilmelidir dediler,öyle öğrettiler...karşılıksız vermekten bıktım , bildiklerimi unutmaya herşeye yeniden başlamaya karar verdim.yok kardeşim öyle ,ne kadar ekmek o kadar köfte ! vereceğim her şeyin , atacağım her adımın ,uzatacağım her elin karşılığı olsun istiyorum artık , önemsenmek istiyorum , benim çabaladığım kadar onlar da çabalasın istiyorum. fazlasını da istemiyorum ama hakettiğimi göremedikten sonra çok erdemli olmuşum kime ne !
29 Temmuz 2010 Perşembe
hiçbir cezanın affı yok,olmaz da biliyorum... bile bile suç işleyip , bile bile haramı tadıp , bile bile günaha giriyorum! elimde değil , içimi kemiriyor yalnızlık , bilmeyene ,yaşamayana anlatmak zor , anlayamazsınız biliyorum , yargılarsınız , damgalarsınız , acırsınız , kızarsınız ama anlayamazsınız... koskoca bir geceyi aydedeyle geçirmek nedir biliyor musunuz? her sabah ve her akşam sadece aynayla selamlaşmak , yalnızlaşmak günden güne ,çürümek, kokuşmak , tükenmek... hiçbirini anlayamazsınız eğer böyle kimsesiz bi hayat sürmüyorsanız. zaman bazı insanlara acımasız davranır , bazılarına cömerttir , her istediğini verir. belki de buna kader denir. zamanı,hayatı,kaderi ve tanrıyı sorgulamak istemiyorum ve susuyorum!... birikiyor dilimin ucuna yapışanlar , boğazımda düğüm düğüm kalanlar ve ben yine olanca gücümle nefes almaya çalışıyorum... hepsi bu kadar...
26 Temmuz 2010 Pazartesi
dilimin ucunda
özlemenin de bir ayarı olsun bir an olsun çık aklımdan,bir an olsun kokun silinsin burnumdan...tek bir an olsun sıyrılayım varlığından ve yokluğundan ... sevmeninde sonu gelecek birgün,unutacağım biliyorum gözerini , belki ellerini de. yanıbaşımda ki sıcaklığın hangi mevsim terkedecek beni, hangi yağmurlarda nemlenecek gözlerim , sözlerimi hangi yangınlar yakıp yıkacak. iyiden iyiye bağlanıyorum , kimsesiz bir çocuğun yalvaran bakışları var avuçlarımda bir tutsan ellerimi bir tutsan, diyemediğim ne varsa dilimin ucunda ...
.......
parçalanıyorum...damla damla akıyor kanım gözlerimden!
.....................................................................................
eriyorum...yokluğun etimi kemiriyor!
.....................................................................................
bitiyorum...kalbim kangren!
.....................................................................................
yanıyorum...yangın yeri dokunduğun heryer!
.....................................................................................
eriyorum...yokluğun etimi kemiriyor!
.....................................................................................
bitiyorum...kalbim kangren!
.....................................................................................
yanıyorum...yangın yeri dokunduğun heryer!
25 Temmuz 2010 Pazar
yanık ...
yaz geldi gelmedi , hava açtı açmadı,yağdı yağmadı derken bastıran sıcaklar ve ilk çeşme macerası birinci derece yanıkla nihayete erdi. tatil yapmayı unutmuşum üstünden bir sene geçince ve birde üşengeçlik diz boyu olunca kızardım,iğrenç bir görüntü ve sızı...insan kremlenmeye de üşenir mi demeyin.üşenir! üşenmeyip sürüncede iş işten geçmişti zaten farkettim.
gözümü dört açtım,kulağımı da ! kadın ve erkekleri izledim biraz , davranışlarını. bir de hemen önümüzde ki bir kız (tahminen 8-9 yaşlarında)ve bir erkek (yine tahminen 5-6 yaşlarında ) iki çocuğu olan bir karı kocanın ilginç diyalogları yada daha doğrusu çocuklarına davranış şekilleri , kadın erkek olmanın dışında ebeveynlik tarzları ilgimi çekti. erkek çocuk sürekli ağladı , bronz anne güneşlenmeyi tercih ederken çocuk denize girmek için ağladı sürekli. susayınca azar işitiyordu , su almak için çantayı ellediğinde babası bağırıyordu.kız çocukta aynı şekilde tepki alıyordu . baba tehditler savuruyordu ''sizi ayrı ayrı şehirlerde ayrı ayrı okullara gönderince görürsünüz,bıktım sizden''... gibi şeyler... bana çok ilginç geldi , herkesin ebeveynlik tarzı farklıdır ama fazla müdahaleci olmak garip geliyor ve gereksiz. bu konuda bi uzmanlığım yok deneyimim de yeterli değil belki ama sinirlendim galiba !
çocukların çocuk olduğunu unutmayalım.
onlar bizim aynamız !...
gözümü dört açtım,kulağımı da ! kadın ve erkekleri izledim biraz , davranışlarını. bir de hemen önümüzde ki bir kız (tahminen 8-9 yaşlarında)ve bir erkek (yine tahminen 5-6 yaşlarında ) iki çocuğu olan bir karı kocanın ilginç diyalogları yada daha doğrusu çocuklarına davranış şekilleri , kadın erkek olmanın dışında ebeveynlik tarzları ilgimi çekti. erkek çocuk sürekli ağladı , bronz anne güneşlenmeyi tercih ederken çocuk denize girmek için ağladı sürekli. susayınca azar işitiyordu , su almak için çantayı ellediğinde babası bağırıyordu.kız çocukta aynı şekilde tepki alıyordu . baba tehditler savuruyordu ''sizi ayrı ayrı şehirlerde ayrı ayrı okullara gönderince görürsünüz,bıktım sizden''... gibi şeyler... bana çok ilginç geldi , herkesin ebeveynlik tarzı farklıdır ama fazla müdahaleci olmak garip geliyor ve gereksiz. bu konuda bi uzmanlığım yok deneyimim de yeterli değil belki ama sinirlendim galiba !
çocukların çocuk olduğunu unutmayalım.
onlar bizim aynamız !...
24 Temmuz 2010 Cumartesi
artık böyle !
bazen hayatımda ki her insanın her dediğini takıyorum kafama , düşünüyorum, kızıyorum,ağlıyorum...bazen hiç umrumda olmuyor en yakınımdakiler bile lafa başlarken tıkıyorum kulaklarımı. söyleyene ve söylediği şeye göre değişse de tavrım umursamaz olmak istiyorum,herkesi birden mutlu etmek , memnun etmek, sevindirmek mümkün olmuyor çünkü! insanlar sen verdikçe teşekkür etmeyi unutup daha büyük beklentilere dalıyor. sanki varlık sebebin sadece onları mutlu etmek...kendine göre tercihlerin olamazmış gibi!
öğrendim artık,sadece ve sadece kendimi mutlu etmeye çalışmayı , önemsemeyi ... artık pastadaki büyük dilimi kendime saklıyorum :)
öğrendim artık,sadece ve sadece kendimi mutlu etmeye çalışmayı , önemsemeyi ... artık pastadaki büyük dilimi kendime saklıyorum :)
23 Temmuz 2010 Cuma
yaşlılık saçında başındaysa insanın bu içimdeki kambur niye ?!
Hava karardı gece ve sessizlik bürüdü heryeri… kendimi dinlemeye başladım yine , şu susmak bilmeyen içimdeki yalnız kadını…
ömrüm hep bir liman aramakla geçti ya da limanın ta kendisi olmakla bazen , oysa deniz olmak vardı şöyle en dalgalısı en delisinden , en azgını en soğuğundan … yada bir balıkçı teknesi , sağdan sola soldan sağa yaslanan hızla . içinde yarı karın doymuş sıska bir balıkçı başında eski beresi nasırlı kara elleri , dudaklarında birinci sigarası bir de yarım ağızla , kısılmış sesiyle söylenen yarım yamalak bilinen bir türkü işte en neşelisinden… evde yolunu gözleyen çoluk çocuk , yine mi balık diyen bıkkın kadın ve ölü balıklar …. Yaşam balıkçı için neydi? Masmavi bir boşluk mu , küçücük bir teknede yaşam ve ekmek kavgası mı? Hiç kimse memnun değil hayatından bende , o da … adet olmuş şükür diyoruz bazen hamdolsun , ne demek istiyoruz aslında hayat işte kardeşim seninki nasılsa benimkide öyle , bir bakmışım bu yaş olmuş , acılar unutulmamış her çizgisinde yüzümün , aynaya her bakışımda , içime her dönüşümde , her ‘’ buna da şükür ‘’ deyişimde… mutluluk-lar….mutlu olmuşmuydum hiç ,mutluluktan nasıl ağlanırdı , neden gülünmezdi , aklımda tek bir an bile yok oysa….mutluluk neydi…
acılardır insanı büyüten derler, ben kaç yaşımdayım şimdi bilen varmı… saçlarıma aklar ne zaman düşecek ? yaşlılık saçında başındaysa insanın bu içimdeki kambur niye , hayatmı bu sırtımdaki yük , hüzün mü , yalnızlık mı yoksa boy boy büyüttüğüm… dilime dolanan bu küfür, bu vurdumduymazlık , bu acımasızlık çoktandır var bende biliyorum , her şeyin farkındayım , yıllandığımın bir şarap gibi , ekşidiğimin , çürüdüğümün günden güne, paslandığımın…
ellerim kalem tutmaz oldu kaç zamandır ondan bu soru işaretlerinin çokluğu , aslında her harf bir ünlem , bir isyan , bir sinir krizi en sessizinden bir çığlık… yoksa cevap aramıyorum bunca soruya cevabı yok biliyorum bu karmaşanın … içimde yalnız martılar uçuyor , yolunu kaybetmiş kelebekler , dilini yutmuş cırcır böcekleri … sütten kesilmiş bebek gibi ağlamaklıyım şimdi bu yalnızlık başıma vurdu , kalbimi ağrıttı benim ondan dolu dolu hep gözlerim , ondan bu çaresiz çırpınışlar … her yolun bir sonu var biliyorum , yalnızlığında … o bilindik şarkı geliyor aklıma gülümsüyorum:
‘’ Bitmez dediğim her şeyin bittiği gibi,
Gitmez dediğim herkesin gittiği gibi
Sen vefasız rüzgarlar gibi geçip gitme yanımdan
Sen yalancı yağmurlar gibi süzülme yanaklarımdan.
Sen gittin gideli gözlerim uzaklara dalıyor
Alıp başını çekip gitmeni aklım almıyor
Yine o dar, o karanlık, sokaklar beni bekliyor
Senin çıktığın kapıdan yalnızlık giriyor.
Yalnızlık benim eski sevgilim
Yalnız benim en vefalı yarim
Ben onu kimler için terk ettim, o beni bırakmıyor.’’
ömrüm hep bir liman aramakla geçti ya da limanın ta kendisi olmakla bazen , oysa deniz olmak vardı şöyle en dalgalısı en delisinden , en azgını en soğuğundan … yada bir balıkçı teknesi , sağdan sola soldan sağa yaslanan hızla . içinde yarı karın doymuş sıska bir balıkçı başında eski beresi nasırlı kara elleri , dudaklarında birinci sigarası bir de yarım ağızla , kısılmış sesiyle söylenen yarım yamalak bilinen bir türkü işte en neşelisinden… evde yolunu gözleyen çoluk çocuk , yine mi balık diyen bıkkın kadın ve ölü balıklar …. Yaşam balıkçı için neydi? Masmavi bir boşluk mu , küçücük bir teknede yaşam ve ekmek kavgası mı? Hiç kimse memnun değil hayatından bende , o da … adet olmuş şükür diyoruz bazen hamdolsun , ne demek istiyoruz aslında hayat işte kardeşim seninki nasılsa benimkide öyle , bir bakmışım bu yaş olmuş , acılar unutulmamış her çizgisinde yüzümün , aynaya her bakışımda , içime her dönüşümde , her ‘’ buna da şükür ‘’ deyişimde… mutluluk-lar….mutlu olmuşmuydum hiç ,mutluluktan nasıl ağlanırdı , neden gülünmezdi , aklımda tek bir an bile yok oysa….mutluluk neydi…
acılardır insanı büyüten derler, ben kaç yaşımdayım şimdi bilen varmı… saçlarıma aklar ne zaman düşecek ? yaşlılık saçında başındaysa insanın bu içimdeki kambur niye , hayatmı bu sırtımdaki yük , hüzün mü , yalnızlık mı yoksa boy boy büyüttüğüm… dilime dolanan bu küfür, bu vurdumduymazlık , bu acımasızlık çoktandır var bende biliyorum , her şeyin farkındayım , yıllandığımın bir şarap gibi , ekşidiğimin , çürüdüğümün günden güne, paslandığımın…
ellerim kalem tutmaz oldu kaç zamandır ondan bu soru işaretlerinin çokluğu , aslında her harf bir ünlem , bir isyan , bir sinir krizi en sessizinden bir çığlık… yoksa cevap aramıyorum bunca soruya cevabı yok biliyorum bu karmaşanın … içimde yalnız martılar uçuyor , yolunu kaybetmiş kelebekler , dilini yutmuş cırcır böcekleri … sütten kesilmiş bebek gibi ağlamaklıyım şimdi bu yalnızlık başıma vurdu , kalbimi ağrıttı benim ondan dolu dolu hep gözlerim , ondan bu çaresiz çırpınışlar … her yolun bir sonu var biliyorum , yalnızlığında … o bilindik şarkı geliyor aklıma gülümsüyorum:
‘’ Bitmez dediğim her şeyin bittiği gibi,
Gitmez dediğim herkesin gittiği gibi
Sen vefasız rüzgarlar gibi geçip gitme yanımdan
Sen yalancı yağmurlar gibi süzülme yanaklarımdan.
Sen gittin gideli gözlerim uzaklara dalıyor
Alıp başını çekip gitmeni aklım almıyor
Yine o dar, o karanlık, sokaklar beni bekliyor
Senin çıktığın kapıdan yalnızlık giriyor.
Yalnızlık benim eski sevgilim
Yalnız benim en vefalı yarim
Ben onu kimler için terk ettim, o beni bırakmıyor.’’
22 Temmuz 2010 Perşembe
kendimi dinliyorum...daha ögrenecek ne çok şeyim var ...''kontrollü olmak''la başlayıp devam eden koca bir liste...
kontrollü olmayı
kıskanmamayı
elimdekiyle yetinmeyi
beklentisiz olmayı
incinmemeyi
incitmemeyi
affedici olmayı
bazen affetmemeyi
pazarlıksız olmayı
kendimi sevmeyi
......
.......
...........
hepsini öğrenmeliyim bir çırpıda fazla vakit yok...belkide hiç yok!
kontrollü olmayı
kıskanmamayı
elimdekiyle yetinmeyi
beklentisiz olmayı
incinmemeyi
incitmemeyi
affedici olmayı
bazen affetmemeyi
pazarlıksız olmayı
kendimi sevmeyi
......
.......
...........
hepsini öğrenmeliyim bir çırpıda fazla vakit yok...belkide hiç yok!
?!
biriyle aynı fikirde değilseniz otomatikman kültürsüz,okumayan ,araştırmayan bi insan oluveriyorsunuz , dikkat edin bu hep böyle. aslında söze başlarken ''her düşünceye saygım var arkadaşım ! '' dese de , lafta kaldığı besbelli . belki ben de yapıyorum aynı şeyi , insanları farklılıklarıyla severim desem de ! hep aynı terane ''biraz araştır,biraz oku''... diyemiyorum tabi sen cinalileri okurken , bizim evde kalın kalın kitaplar , siyah beyaz gazeteler eskitiliyordu ! desem yine cuntacı , statükocu , hatta bir köşebaşı sahibi sanacaklar!
Sen inkar etsen de sevgilimsin
Sen sevdiğimsin bir bahar sabahında uyanıp , sen herşeyimsin tıpkı kendim gibisin ... sen tüm vazgeçişlerim , terkedişlerim ve geri dönüşlerimsin ... tüm esaretlerim ve özgürlüğüm , bir hatırlayıp bir unutuşum , kayboluşum ve yolumu buluşumsun ...
Bir sevip bir nefret eder mi insan , bir delirip bir durulur mu , bir okşayıp bir vurur mu ... İnsan kaç kere yalar tükürdüğünü , kaç kere döner arkasına uzunca bir yolda yürürken , kaç kere sever kendinden geçercesine herşeyi boşverip ...
Hayat bu uzun yolda hiç arkana bakmadan yürümek ve hep hatırlamaksa güzellikleri ... ben tüm dikenlerine rağmen tutacağım seni elimde sımsıkı , kanasam da ...
Affet beni sevgili affet ... sen inkar etsen de sevgilimsin ...
Bir sevip bir nefret eder mi insan , bir delirip bir durulur mu , bir okşayıp bir vurur mu ... İnsan kaç kere yalar tükürdüğünü , kaç kere döner arkasına uzunca bir yolda yürürken , kaç kere sever kendinden geçercesine herşeyi boşverip ...
Hayat bu uzun yolda hiç arkana bakmadan yürümek ve hep hatırlamaksa güzellikleri ... ben tüm dikenlerine rağmen tutacağım seni elimde sımsıkı , kanasam da ...
Affet beni sevgili affet ... sen inkar etsen de sevgilimsin ...
21 Temmuz 2010 Çarşamba
uyanış
bir ben eksiğim blog camiasında dedim...yazacağım sanırsam galiba umarım yani :) ne yazacağım ? o da sürpriz . hem bana hem size ... her telden takılır giderim , canım nasıl isterse öyle. ''çok süper yazıyorum baba!'' falan demiyorum arada kendim bile beğenmiyorum :) olsun hayatta hep doğru,hep güzel mükemmel olan ne var ki ben olayım !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)